Aralık’ta Vizyona Girenler

Geçen ay bir çok kaliteli filmi geride bırakırken, bu ay vizyona girecek filmlere şöyle bir bakmaya başlayalım. Aralık’ta vizyona girmiş filmler arasında izlenmeye değer bir çok film vardı ki bu her zaman yakalayabildiğimiz bir fırsat değil. Interstellar, Horrible Bosses 2 (Patrondan kurtulma Sanatı 2), Fakat Müzeyyen bu Derin Bir Tutku, African Safari 3D (Safari Macerası 3D), Yağmur – Kıyamet Çiçeği, One on One (Bire Bir) ve Exodus, vizyona girmiş filmler arasında görülmesi gerektiğini düşündüğüm filmler.

Aralık ayının belki de en başarılı filmi (kendimden emin bir şekilde bunu söyleyebilirim) , Fransa, Almanya ve İsviçre ortak yapımı, yönetmenliğini Olivier Assayas’ın yaptığı ve başrolünü Juliette Binoche, Chloe Grace Moretz ve Kristen Stewart’ın paylaştığı Sils Maria (Ve Perde) idi. Kesinlikle hikaye, senaryo, oyunculuk açısından mükemmel bir filmdi. Bakalım bu ay gelecek filmler arasında daha iyilerini görebilecek miyiz.

İlk olarak 2 Ocak’ta vizyona girecek olan Kanada yapımı, yönetmenliğini Atom Egoyan’ın yaptığı ve başröllerde Ryan Reynolds, Rosario Dawson ve The Killing dizisinden tanıdığımız Mireille Enos’un olduğu Tha Captive (Kayıp Çocuk), çocuklarının kaybolmasından 8 yıl sonra, aileyi onun hala yaşadığını düşündüren garip olaylar örgüsünü ve kayboluşunun arkasındaki gizemi çözmeye çalışmalarını anlatıyor.Yönetmeni bir çok filmden hatırlamak mümkün: Chloe, Where the Truth Lies, Adoration, Sweet Hereafter. Mükemmel filmler olmasalar da, vasat denilebilecek kalitede filmleri olan bir yönetmen kendisi. Kaçırılma, kayıp gibi konuların işlendiği çok fazla film çekildi geçtiğimiz senelerde. Bazıları iyi, bazıları kötü de olsa, izledik gerildik, ağladık. Bu filmden anladığımız şu ki, hala bu konu üzerine film yapılıp, bu acı verici duruma dikkat çekilmeye çalışılıyor. Fakat şu da bir gerçek ki, artık çoğu insan bu tür filmleri izlemek istemiyor, çünkü yeni bi şey görmüyorlar. Bu film de aslında biraz öyle. İzleyenlerden çok ta hoş olmayan yorumlar almış olsa da, ilgisini çekenlerin gidip görmesi güzel olacaktır. Ryan Reynolds’ın sakallı halini seviyorsanız, veya Enos’u The Killing dışında da görmek istiyorsanız, tam size göre bir film.

Yine 2 Ocak’ta vizyona girecek bir diğer film, başrollerde Ben Stiller, Owen Wilson, 2014 Ağustos’unda kaybettiğimiz değerli oyuncu Robin Williams, Ben Kingsley ve Ricky Gervais’in olduğu, Shawn Levy’nin yönettiği, Amerikan yapımı üçlemenin 3. ve son filmi olan Night at the Museum: Secret of the Tomb (Müzede bir Gece: Lahitteki Sır). Larry adında gece çalışan bir güvenlik görevlisinin, müzede yaşadığı komik ve heyecan verici olayları anlatıyor film. Önceki filmleri izlemediyseniz biraz sonuna yetişmiş gibi olacaksınız ama yine de izlenecekler listenizde olması gereken bir film. Komedi seviyorsanız, bir çok kişinin uzun zamandır beklediği bu filmi görün derim. Hatta mümkünse gitmeden önce 1. ve 2. filmlerini de izleyin. Çocuğunuz ile gidebileceğiniz ve eğleneceğiniz bir film. Ben Stilller hayranı olanların kaçırmayacağını biliyorum. Bir yandan da özel bir durum mevcut ki o da Robin Williams’ın yer aldığı son film olması. Kendisini benim kadar çok seven izleyiciler mutlaka vardır. Bu  film, Robin Williams’ın şirinliğini, taklitlerini ve en komik hallerini içerdiği için, ona veda etmenin en güzel yolu olacaktır diye düşünüyorum.

Gelecek gerilim filmlerinden biri de, yönetmenliğini Rowan Joffe’nin yaptığı, başrollerinde Nicole Kidman, Colin Firrth ve Mark Strong gibi öenmli isimlerin olduğu, İngiltere yapımı Before I Go to Sleep (Uyuyana Kadar) adlı film. Travmatik bir kaza sonucu  her uyandığında hafızasını yitiren  bir kadının bir gün uyanıp, korkunç gerçekleri ve etrafındaki insanları çözmeye çalışmasını anlatıyor film. Şüpheniz olmasın ki Nicole Kidman ve Colin Firth her zamanki gibi harika performans sergilemişler. Fakat filmin ne kadar iyi olduğu tartışılır. Gerilim türünü sevenler için, pek fazla seçenek olmadığını belirtip, izlenebilecekler listesine alıyorum bu filmi de. Akıllarda kalacak bir film olduğunu düşünmemekle birlikte, Nicole Kidman’ı en son Grace of Monaco filminde Grace Kelly gibi değerli bir oyuncuyu canlandırırken izlediğimizi ve pek te memnun kalmadığımızı, o nedenle onun yeteneklerini görmek için Uyuyana Kadar’ın uygun olduğunu söylemek isterim.

Sırada Gürcistan yapımı, George Ovashvili’nin yönettiği, başrollerde İlyas Salman ,  Tamer Levent ve Mariam Buturishvili’nin olduğu Simindis Kundzili (Mısır Adası) var. Yaşamı yaratan ve yok eden bir derenin kenarında yaşamlarını sürmeye çalışan yaşlı bir adam ve genç bir kızı anlatıyor bu film. Gürcistan, 87. Akademi Ödülleri’nin (Oscar) En İyi Yabancı Film kategorisine bu filmle katılıyor. Ayrıca Karlovy Vary International Film Festival’inde  Crystal Globe ödülünü kazanan bu film, mutlaka izlenmesi gereken bir yapıt. Eğer ben sıkılmam, dram da çok severim, tadından yenmez diyorsanız, kaçırmayın.

David Cronenberg’ün yönettiği, başrollerde Julianne Moore, Mia Wasikowska ve Twilight’tan çok iyi bildiğimiz Robert Pattinson’ın buşunduğu yine bir gerilim filmi olan Maps to the Stars (Yıldız Haritası) 9 Ocak’ta vizyona girecek. Bir Julianne Moore hayranı olduğumu belirteyim önce. Normalde çok güzel senaryo seçimi yapan bu güzel ve yetenekli oyuncuyu görmek için izlenebilir. Robert Pattinson’ın ülkemizde çok fazla hayranı lduğunu biliyorum bu nedenle akına uğrayacağını düşünüyorum bu filmin. Bir Hollywood ailesini ve peşlerini bırakmayan geçmişlerini anlatan bir film Maps to the Stars. Bu ay çıkacak bir diğer dram filmi. Bu ayki diğer filmlerde de olduğu gibi, beklediklerimizi tam anlamıyla karşılayamaması üzücü de olsa, Hollywood’da yaşam nasıl merak ediyorsanız, neden gidip görmeyesiniz?

Kaçırılma ve kayıp konularını işlemiş bir seriye ait bir filmimiz var bu ay. Olivier Megaton’un yönettiği ve başrolünde Liam Neeson’ı gördüğümüz, üçlemenin 3. filmi olan Taken 3 (Takip 3). İlk filmde emekli CIA çalışanı Bryan Mills’in kayıp kızını arayışı anlatılıyordu. 2. filmin konusu, kızını kaçıranlardan birinin babasının, Bryan’ı ve eşini esir almasıydı. Bu son filmde ise, evine yakın bir yerde işlenen cinayetin zanlısı olarak gösterilen Bryan, gerçek katili bulup adaleti kendi elleriyle sağlamak zorunda kalacak. Anlayacağınız, bizim Bryan Mills, yakasını bu sorunlardan kurtaramıyor. Hayatı hep dolu dolu, hep aksiyonlu, hep bir kaçma çabası içinde. Bu yeni nesil aksiyon serisi, kimisi için oldukça eğlenceli ve heyecanlı. Henüz filmi görmediğim için yorum yapmadan geçeceğimama seri hakkında genel bir şey söyleyecek olursam, ilk film olan 96 Saat oldukça iyi olmasına rağmen, o filmden sonra ortalamanın altına düştüğüne inanıyorum. O nedenle aksiyon severlerin izleyebileceği bir film olsa da, 1. film kadar iyi olmayacağını düşünmemek elde değil.

Gelelim Ocak ayının en önemli filmine. Bildiğiniz üzere 22-28 Ekim arasında MevsimSinema adlı film etkinliği vardı. Bu filmler arasında, 2014 Cannes En İyi Film-Belirli bir Bakış ödülünü alan, Kornel Mundruzco’nun yönettiği, başrollerinde Sándor Zsótér, Lili Horváth ve bir çok köpek olan, Macaristan yapımı, bir devrim filmi White God (Beyaz Tanrı) da bulunuyordu. Şimd izleyemeyenler için tekrar vizyona girecek olan filmde, kırma bir köpek olan Hagen sokağa atılıyor ve sahibi ve dostu olan Lili’nin dışında tanıştığı herkes ona kötü davranıyor. Hagen yavaş yavaş gördüklerinden dolayı vahşileşmeye başlıyor ve kent içerisinde edindiği köpek arkadaşları ile isyan çıkarıyor. Böyle anlatıldığında, “Vay efendim full köpek mi izleyeceğiz?” diyenleri duyar gibiyim, ve hatırlatak isterim ki, köpeklerin başrollerde olduğu bir çok film oldukça kaliteli hatta anlamlı oldu şimdiye kadar. Bu filmde de oldukça fazla sayıda sokak köpeği kullanıldı, hepsi tek te eğitildi, barınaklardan ve sokaklardan kurtarılıp tedavi edildi, film çekimleri sonrasında ise, her birine tek tek sahip bulundu. Filmin bir nevi ırkçılığı köpekler üzerinden anlatıyor. Filmin içeriği, senaryosu, müzikleri, sahneleri ve tabi ki de şirin köpeklerin oyunculuğu çok başarılı. Sadece filmin anlattıkları ve filmin kalitesi için değil, gerçek dünyada, film çekilirken ve çekildikten sonra gerçekleştirilen insanlığa örnek olabilecek davranışlar için izlenmeli. Kesinlikle görülmesi gereken bir film ve benim de favorim White God. Yine de bir uyarı, cici köpekler var diye öyle herkes gitmesin. Midesi veya psikolojisi dayanmayacağını düşünenler varsa, içerdiği vahşiliği aklınızda bulundurun derim.

Ayın sonlarına doğru vizyona girecek olan The Loft ise yine bir gerilim. Yönetmenliğini Eric Van Looy yapmış, başrollerde ise Prison Break’ten tanıdığımız Wentworth Miller, James Marsden ve Rhona Mitra gibi oyuncular var. Film, tek gecelik ilişkileri için ev tutan 5 genci ve bu evde bir kadın cesedinin bulunmasını takip eden olayları anlatıyor. Wentworth Miller hayranları için güzel bir haber olabilir bu film. Onu uzun zamandır ekranlarda göremeyenler için ideal.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir